içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Mimar Sinan

İstanbul'u muhteşem yüzyılın peşinde gezelim mi?  Yok, yok diziden bahsetmiyorum fakat anlatacağım süreç için en uygun ad bu bence. Muhteşem bir tarih ve zaferlere sahip bu şehirde en önemli ayrıntı muhteşem bir mimariye sahip olmasıdır.  Bu muhteşemliğin sahibi Mimar Sinan'a büyük bir hayranlığım var. Yaptığı bütün camilerin kubbelerinin altında saatlerce oturabilir ve bu bir mimarlık için tek bir söz söyleyebilirim  “Muhteşem!”

Hadi gelin Mimar Sinan eserleri için gezimize Edirnekapı'dan başlayalım. Büyük usta Mimar Sinan için bu hayatta karşılığı olmayan büyük bir aşk acısı yaşamış derler. Aşkının emriyle onun adına iki tane güzel ve birbirinden farklı camii inşa etmeye başlamış. Bunlardan biri olan Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Camii, pencereleri ve aydınlatmaları ile ışık doludur. Mimar Sinan buraya iki minare yapmak istemiş fakat Sultan, kocası öldükten sonra yalnızlığının simgesi olsun diye tek minare istemiştir. Sinan bu isteği yerine getirmiş ve tıpkı sultan gibi zarif, ince bir minare yapmıştır.

Mihrimah Sultan Cami'den sonra otobüs ile Veznecilere gidip, burada da Şehzade Camii'yi ziyaret ediyoruz. Bu cami Sinan'ın ilk büyük eseri olmasına rağmen kendisine göre çıraklık eseri, Sultan Süleyman'ın ise büyük acısının simgesidir. Avlusunda sevdiği oğlu Mehmet'in türbesi ve Cihangir'in mezarı var. Bir başka türbede ise Sinan'ın aşk konusunda kazanan rakibi Rüstem Paşa yatar. Camiyi ziyaret ettikten sonra Vefa'ya gidelim, burada kışın en güzel içeceği olan bozayı, tarihî ve çok meşhur olan mekanda içelim. Ama öncesinde bozacının karşısında bulunan dükkândan İstanbul'un en güzel leblebisini almayı unutmayın!

Bozamızı içtikten sonra Süleymaniye Camii’ne doğru gidiyoruz fakat camiye girmeden önce yan tarafında bulunan ünlü kuru fasulyecide fasulyemizi yiyelim, sonra da eskiden caminin imarethanesi şimdi ise güzel tarihi bir restoran olan mekânda Kanuni zamanından beri pişirilen tatlıyı deneyelim. Yemekten sonra Sinan'ın kalfalık eserini gezelim. Muhteşem Süleymaniye cami, kusursuz bir mimari eseridir, onun yan tarafında imza gibi Mimar Sinan'ın türbesi, arka tarafında Süleyman ve Hürrem'in türbeleri, avlusunda inanılmaz güzel bir manzarası vardır.  Burada manzaralı bir çay bahçesinde çayımızı içerken, bir taraftan Süleymaniye'yi, bir taraftan Rüstem Paşa Camii’ni, Haliç'i ve Boğazı seyredelim. Sonra Haliç Cafeye geçip, onun yanındaki eski evler, rengârenk şemsiye ve grafitiler yanında fotoğraf çekelim.

Buraya kadar gelmişken Eminönü tarafına da inelim, burada küçük ama içeresi masmavi olan Rüstem Paşa Camii var. Mimar Sinan'ın çok farklı ve özel bir eseri, fazla süsleme sevmeyen daha çok mimarlığına değer veren Sinan için bu cami istisna olmuştur. Hayat ne ilginçtir ki rakibi için hem türbe hem de muhteşem bir cami inşa etmiştir. Şuan restorasyon halinde olduğu için içerisini gezmek mümkün değil. Bu sebeple vapura binip Üsküdar'a gidiyoruz ve Avrupa yakasında bulunandan ne kadar farklı olduğunu görmek için buradaki Mihrimah Sultan Camii’ni ziyaret ediyoruz. Caminin arkasında Mimar Sinan'ın yeşil evi var, bu ev şimdilerde güzel bir kahve ve buradan Mihrimah Sultan Cami ve Boğazı seyretmek çok keyifli.

Bu güzel moladan sonra Mimar Sinan'ın en son eserinden birini ziyarete gidelim, Atik Valide Sultan Camii, yani Nurbanu Sultan Camii. Anadolu tarafının en büyük külliyesi olma özelliğine de sahip caminin kendisini mi yoksa avlusunu mu daha çok sevdiğime hala karar veremedim, ikisi de çok güzel, tıpkı Sinan'ın diğer eserleri gibi…

Anjelika Shcherbakova - Blogger -  instagram.com/stambul_istanbul

Bu yazı 3380 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum